Ekonomi bir sosyal bilimdir. Diğer sosyal bilimlerden farkı ise
içinde birçok matematiksel denklem ve veri içerir. Her bilim gibi ekonomi
bilimi de, çeşitli yöntemler ve uygulamalarla doğrulanmış, her zaman ve her
yerde geçerlilik ve kesinlik nitelikleri taşıyan, yöntemli ve dizgesel
bilgilerden oluşur. Tarihte bilimle ters düşen her ülke, bedelini çok ağır
ödemiş hatta çoğu, emsali görülmemiş bir yıkımla karşılaşmıştır. Tarihte Arap
ve Fars ülkeleri bilime çok değer vermiş ve bugünkü bilime yön veren düşünürler
yetiştirmişken, günümüzde bilime önem vermedikleri için gücünü kaybetmiş, halkı
yokluk ve sefaletle yüzleşmiş ve çoğu işgale uğrayarak yıkımın eğişine
gelmiştir. Doğuda ve Türk topraklarında bilim el üstünde tutulurken, dönemin
Avrupa ülkeleri bilimi önemsememiş hatta dünyanın düz olduğunu iddia ederek,
aksini savunanları idam ettirmeye kalkmıştır. Bunun bedelini güç ve toprak
kaybederek ödeyen Avrupa, daha sonra yaptığı reformlarla arayı hızla kapatarak
bugünkü refah seviyesine ulaşmıştır.
Ekonomi
bilimi de günümüzde çok büyük öneme sahiptir. Hatta Mustafa Kemal Atatürk, ülkenin
layık olduğu seviyelere ulaşması için ekonomiye birinci derecede önem verilmesi
gerektiği savunmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında gerekli endüstriyel koşullar
hızla sağlanmış ekonomik reformlar yapılmış ve savaştan yeni çıkan bir ülke, sahip
olduğu üretim gücünü akıllıca kullanarak hızla toparlanmaya başlamıştır. İlerleyen
yıllarda Marshall yardımıyla üretime adeta darbe vurulmuş, sahip olduğumuz
değerler göz ardı edilmiştir. Günümüzde ise satılan fabrikalar ve hizmet
sektörleri yerli üretim gücünü adeta sıfıra indirerek ihracatı bitirmiş,
tamamen dışa bağımlı bir ülke olmamıza yol açmıştır. Bu da yetmezmiş gibi
ekonomiden sorumlu şahıslar, liyakat sahibi olmayan kişilerden seçilmiş ve bu
şahıslar, adeta ekonomi bilimini hiçe sayarak durumu bu noktaya getirmiştir.
Parti
siyasetine esir olmuş Türkiye ekonomisinde gündem, doların yükselmesi. Aslında sebebi
yukarı da yazılanlardan anlaşılabilir fakat bu günlerde doların hızla baş
kaldırmasının sebeplerinden biri faizin sonuç olarak değil sebep olarak
düşünülmesidir. Altında hiçbir bilimsellik yatmayan bu düşünce, Faiz düştüğünde
enflasyonun da düşeceğini savunur. Böyle bir şey bilimsel olarak mümkün
değildir. Enflasyon dediğimiz olgu alım gücünün azalması yani bir nevi ülkenin
para biriminin değer kaybetmesidir. Bunun sonucunda faizleri yükseltmek ülke
tahvillerinin talebini arttıracak ve ülkeye döviz girişi sağlayarak kuru düşürecektir.
Faizleri düşürmek için en güvenli ortam enflasyonun düşüş eğiliminde olduğu
zamandır yani faiz sebep değil sonuçtur. Fakat faiz artırımı şu an için bir
ilaç niteliği görse de her zaman sağlıklı değildir. Bunun için yapısal
reformlar yapılmalı üretim desteklenmeli ve liyakat sahibi insanlar tarafından
ekonomi yönetilmelidir. Yakın zamanda sırf uygun ortam olmadığı için faizleri
düşürmeyen merkez bankası başkanı görevden alınmış, bağımsızlığı ve liyakati
yerle bir edilmiştir. Yeni gelen merkez bankası başkanı faiz düşerse enflasyon
düşer düşüncesini benimsemiş veya benimsemek zorunda kalmış ve hiçbir olumlu
sonuç alınamadığı halde enflasyon yükselirken faiz düşürmeye devam etmiştir. Bu
siyaset ekonomisi bizi bugünkü noktalara getirmiş, Türk lirasının aşırı
kırılgan olmasına ve değer kaybetmesine neden olmuştur.
Ekonomik açıdan tablo adeta
ülkenin iflasını gösterir vaziyette olsa da, umut her zaman vardır. Dönemin Avrupası
karanlık dönemlerini bilime ve sanata önem vererek atlattıysa bu bizim için de
geçerlidir. Ekonomi bilimini ciddiye alarak yapılan reformlar ve hamleler bizi
bu çukurdan kurtarmaya yetecektir. Bizler, bu ülkenin evlatları olarak
kendimizi eğitmeli, bilimi rehber saymalı ve siyaseti bilime karıştırmadan, damarlarımızdaki
asil kanla bu ülkenin geleceğini inşa etmeliyiz.
Bir Cevap Yazın