Baldıran Otlarının İşgali

Published by

on


Bu yazıyı yazmamdaki amaç, öz benliğinden uzaklaşmış bir toplumun nasıl çağdaş uygarlıklar seviyesine ulaştığını anlatmak ve tarihte yaşananlardan ders çıkarılmasını sağlamaktır. Yazının başlığı, gerici zihniyetle mücadele eden Sokrates’ten esinlenilmiştir.  Baldıran otu, Sokrates’in ölümüne neden olan zehirli bir bitkidir ve ülkemizde bol miktarda bulunur…
Tarih biliminde her zaman “şöyle olsaydı ne olurdu” gibi sorular, eğlenceli bir beyin fırtınası imkânı verse de olasılıkların bilinmezliği konuyu bilimsel ve rasyonel bir tartışmadan uzaklaştırmaktadır. Fakat bir istisna olarak bu yazıda, anlık çıkarlar için vazgeçilen bir gelecekten ve olası sonuçlarından benzer bir olayı örnek vererek anlatacağım.
1923 yılında Grigoriy Petrov tarafından kaleme alınan Beyaz Zambaklar Ülkesi isimli bir kitapta, Finlandiya halkının verimsiz, granit kayalarla kaplı olan ülkelerinde yaptığı reformlar anlatılır. Finlandiya halkı, Rusya ve İsveç hegemonyası altında sıkışıp kalmış ülkelerini kendi kültürlerinden kopmadan akıl, bilim ve sanatla yeniden ve güçlü bir şekilde inşa etmişlerdir.
O dönem İsveç yönetiminde olan Finlandiya, dönemin İsveç’inden çok daha farklı Bir şekilde yönetiliyordu.
İsveç hükümeti kendi ülkeleri için memurların niteliklerine çok önem verirken, Finlandiya topraklarına gönderdiği memurlar, İsveçli zengin ailelerin vasıfsız, liyakatsiz, serseri evlatlarından oluşuyordu. Finlandiya’da vatandaş neredeyse hiçbir sorununa çözüm bulamıyor, kendi topraklarında yokluk, açlık ve eziyet çekiyordu.
Fin filozof Snellman, ülkesinin içinde bulunduğu durumdan çok rahatsız oluyordu ve millî bir uyanış gerçekleştirmek için adımlar atmak istiyordu. En önemli adımlarından biri eğitim reformu olacaktı. Snellman, eğitimin bireyin kendisine ve topluma ilerlemesine katkı sağlaması gerektiğine inanıyordu. Eğitimin sadece bir bilgi aktarımı olmadığını; bireyin karakterini geliştirmesi ve vatandaşlık bilincinin oluşturulması olduğunu düşünüyordu. Bu reformun temel taşı, dilin ve kültürün korunması ve geliştirilmesiydi. Dilini kaybeden bir millet kültürünü de koruyamazdı.
Bu reformun en önemli adımlarından biri eğitimde fırsat eşitliğiydi. Snellman bunu bize çok aşina gelen bir yöntemle başarmıştı. Nitelikli öğretmenler yetiştirip, bu öğretmenleri yurdun her bir yerine yeni nitelikli öğretmenler ve vatandaşlar yetiştirmek için görevlendirdi. Evet, bu yöntem Atatürk’ün de hayata geçirmek istediği Köy enstitüleri sisteminin atası sayılabilir. Atatürk, Petrov’un yazdığı bu kitaptan çok etkilenmişti. Hatta bu kitabın okulların müfredatına koyulmasını istedi. Verimsiz topraklara sahip, yoksul ve aç Fin halkı, millî bir eğitim sayesinde büyük bir aydınlanma yaşamıştı.
Snellman, toplumda yaratmak istediği millî aydınlanmayı gerçekleştirmek için din adamlarından da yardım istemişti. O dönemde Finlandiya’daki din adamları toplumsal olaylara karşı pasif kalıyor ve İsveç geleneğine bağlı bir şekilde vazifelerine devam ediyorlardı. Snellman kiliseyi karşısına alarak din adamlarının millî uyanışa destek olmasını belirtmiş ve bazı din adamlarından olumlu dönüşler almıştı. Din adamları bu aydınlanmayı yaymak için biçilmiş kaftandı çünkü , toplumun her kesimine rahatça ulaşabilen ve toplumu daha kolay ikna edebilen insanlardı. Bu sayede bir ülkenin kültürünün ahlakını ve sosyal yapısını yeniden inşa edebilirlerdi.

Atatürk de, Türk milletiyle verdiği bu kurtuluş mücadelesini taçlandırmak ve askerî başarının ötesine taşımak için Millî eğitim reformunu başlattı. Anadolu halkının çok büyük bir kısmı okuma yazma bile bilmiyordu. Saray alfabesini öğrenmek Anadolu’da yaşayan sıradan bir köylü için imkânsızdı. Dolayısıyla eğitim ve bilimsel liyakat da ulaşılamaz oluyordu.Hatta toplumsal olayları gazeteden okuyup öğrenemiyorlardı, kulaktan dolma, yanlış ve eksik bilgilerle hareket ediyorlardı. Bütün bu zorluklara rağmen büyük bir savaş kazanılmıştı fakat eğitim, vatandaşlık bilinci ve millî bir aydınlanma olmadan bu savaşın sonu asla gelmeyecekti. Kırsal kesimlerdeki eğitim oranını geliştirmek amacıyla 1928 yılından itibaren harf inkılabı ve ardından Köy Enstitülerinin Türkiye’deki öncü kurumu olan köy öğretmenleri yetiştirmek için eğitmen kursları açıldı. 17 Nisan 1940 yılında İsmail Hakkı Tonguç ve Hasan Ali Yücel’in çabalarıyla Köy Enstitüleri kuruldu. Birçok gerçek aydın ve öğretmen yetiştirildi. Bu aydınlanmadan rahatsız olanlar, Köy Enstitülerinin kapatılması için çabalıyorlardı. Halk aydınlanıyordu, ağaların hükmü ortadan kalkıyordu, modern Türkiye Cumhuriyeti gerçek anlamda bağımsızlığını kazanıyordu.
Komünist yuvası diye iftira attıkları Köy Enstitüleri hem parti çıkarları hem de dışarıdan gelecek üç kuruş yardım için 1954 yılında kapatıldı.

Şimdilerde sadece okulların duvarlarını süsleyen, “Gerçek kurtuluş sadece cehaletin ortadan kaldırılmasıyla olur. Cehalet kaldırılmadıkça toplum yerinde sayıyor demektir. Yerinde duran toplum ise geriye gidiyor demektir…”
sözünün önemini fark edemeyen dalkavuk okul yöneticileri, devlet okullarının içini boşaltan vasıfsız ve eğitim düşmanı bakanlar, üç kuruş fazla para kazanmak için züppelere ayrıcalık tanıyan öğretmenler yetişti. Vatanın geleceği artık gençlere değil, dolara emanet edildi. Türk halkı tekrar ihanete uğradı ve işin korkunç tarafı bu durumu benimsedi ve memnun oldu.
Eğitimi para olarak gören liboş, emperyalist yeni nesil vahdettinler ve onun yardakçıları, Manevi eğitim saçmalığıyla Milli değerlerden uzak, gelişime kapalı yeni nesiller yetiştirmeye çalışan siyasiler ve bürokratlar, Ümmet anlayışınız geçmişte nasıl tokat gibi yüzünüze çarptıysa, Manevi eğitim saçmalığınız da aynı şekilde yüzünüzde patlayacaktır. Bilim konuşan nesiller yerine, Bir erkeğin kaç kadınla evlenebileği, hangi akrabasıyla evlenebileceği gibi çağ dışı ve kabile anlayışından gelen fikirler üreten nesilleri yetiştiren, sakalı kadar fikirleri de pis, bade bağımlısı sözde din adamlarının dolu olduğu ülke hayaliniz, cumhuriyet değerlerine yürekten bağlı Atatürkçü insanlar olduğu sürece ıslak bir rüyadan ibaret olacaktır.
Başka bir ülkeye bağlı dinî merkezler, bulundukları toplumları bağlı olduğu ülkeye göre şekillendirir. Türkiye’deki din adamlarının çoğu millî bilinci olmayan ümmet anlayışıyla toplumun millî bilincini zedeleyen paralı askerlerdir. Öyle ki bazıları Hatay’ı Fransız ve Arap toprağı olarak kabul edip müritlerine hain propagandalarını yedirmeye çalışmaktadır.
Millet anlayışını karşısına alıp ümmet anlayışını yaymaya çalışan Vatikan’ın imamları, ıslak hayalini kurdukları milliyetsiz Türkiye idealinin peşinden koşmaktadır.
Türk gençliğinin en büyük vazifesi, bu karanlığa karşı direnmek ve aydınlık için mücadele etmektir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi,   “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

   Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

   Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

Bir Cevap Yazın

Beyaz Tulpar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin