Faiz Nedir ?

Published by

on

 

Faiz kavramı hala bazı kesimlerce paradan para kazanmak
olarak algılansa da aslında işin gerçeği farklıdır. Genel bir tanım yapmak
istersek faiz kavramı, Piyasa açısından tasarruf sahibinin, tasarrufunu,
ihtiyacı olana belirli süre için kullandırmasının karşılığı olarak alınan
bedeldir ve ödünç olarak verilen bir paranın, geriye ödenirken ödünç kirasının
da birlikte verilmesi şeklinde anlatabiliriz. Fakat bu yazımızda bu tanımın
derinlerine inerek faiz kavramını daha açıklayıcı dille anlatacağız.

Faiz aslında paranın fiyatıdır. Bu fiyat paranın alım gücüne
göre değişiklik gösterir. Yani kullanmadığınız paranın zaman içinde değer kaybı
yaşamasının önüne geçmek için faiz sistemi kullanılır. Mesela 500.000. TL
paranız var ve ev almak istiyorsunuz. Fakat bir akrabanız sizden bu parayı borç
istedi ve 10 yıl sonra ödeyeceğini taahhüt etti. Siz de bu parayı o kişiye
verdiniz. Böylece 500.000 TL ye almak istediğiniz evi 10 yıl sonra almayı
planladınız.

10 yıl sonra olabilecek senaryoya bir bakalım. İnsanların
elindeki parayla alabilecekleri mal ve hizmet miktarına alım gücü denir. Bu
alım gücünün azalma hızı bize enflasyon değerini gösterir. Daha açık bir
tabirle fiyatların yükselme hızı enflasyon oranıdır. Enflasyon oranı ne kadar
yükselirse alım gücü o kadar düşer. Yani 20 liraya yediğiniz bir yemek
enflasyonun yükselmesiyle ve fiyatların artmasıyla 10 sene sonra 30 lira
olabilir. Bu durum şuan 100 liraya 5 tane yemek alabiliyorken, 10 sene
sonra  100 liraya 3 tane yemek
alabileceğiniz anlamına gelir. Yani alım gücünüz düşer. Örneğimize dönecek
olursak. Almak istediğiniz evin değerinin 10 sene sonra alım gücünün
azalmasından dolayı 600.000 TL olduğunu varsayarsak. 10 sene sonra size ödenen
500.000 TL ile istediğiniz evi alamayacağınız anlamına gelir. Çünkü paranız 10
sene içinde değer kaybetmiştir.

Bunun önüne geçmek için faiz kavramı hayatımıza girer. Faiz
bir nevi alım gücünün azalmasına karşı sigorta görevi görür. Örnekten devam
edersek,  10 sene sonra alım gücünüz  %20 oranında düşerse yani alacağınız evin
fiyatı 600.000 TL olursa, istediğiniz evi almak için borç verdiğiniz paraya %20
faiz koymak zorundasınız. Böylece alım gücünde yaşanan %20 oranında düşüşten
etkilenmemiş olursunuz.  

Merkez bankasının faiz kararı da aynı mantığa dayanır. Enflasyon
oranının altında bir faiz, paranın değerinin düşmesine neden olur çünkü
belirtilen zamanda alım gücünün değer kaybetme hızının enflasyon oranı olduğunu
ele alırsak aynı zaman zarfında bu oranın altında bir faiz paranın alım gücünü
koruyamaz.  Örneğin aylık enflasyonun %15
civarı olduğu bir dönemde merkez bankası faiz kararı %10 olursa alım gücünün
korunması için %5 oranında bir açık meydana gelir. Yani alım gücünüzü korumak
için paranızı faize yatırırsanız %5 zararlı çıkarsınız. Bu sebeple faiz
oranının en az enflasyon oranı kadar olması gerekmektedir.

Fakat faizin yüksek olması ekonomi açısından iyi bir durum
değildir. Yüksek faiz milli gelirin azalmasına yol açar ve ekonomide durgunluk
yaşanmasına sebep olur. Bu durumu daha net görmek için GSYİH (Gayri Safi Yurt
İçi Hasıla) formülüne bir göz atalım. Açık ekonomilerde GSYİH,  4 farklı unsurun toplanmasıyla bulunur. Bunlar,
Tüketim ( C ), Yatırım ( I ), Hükümet harcamaları ( G ) ve İhracat ve İthalat
farkı (X – M) dır. Kısaca, C + I + G + (X- M) bu formüldeki yatırımın anlamı
aklımıza ilk gelen borsa yatırımı vb araçlar değildir. Buradaki yatırım ekonomide
belirli bir dönemde üretimde kullanılacak malzeme ve unsurların artırılmasıdır.
Yeni fabrika kurmak, fabrikaya makine almak, yeni üretim yöntemi almak vb.
yatırım faaliyetleri sonucunda ekonominin üretim kapasitesi artacaktır. Yatırımın
kendi içinde formülü, I = f( r) = I0 – b.r şeklindedir. Bu formülde r, faizi
ifade eder. Formüle baktığımızda r ‘nin kat sayısının – olduğunu görürüz. Bu
faizle yatırım arasında negatif bir ilişki olduğu anlamına gelir. Yani faizler
artarsa yatırımlar düşer diyebiliriz. Bunun sebebi ise yüksek faizli bir
ortamda yatırımcıların üretim yapmak için mal almak, fabrika açmak gibi yatırımlar
değil de faize yatırım yapmasına yol açmasıdır. Bunun sonucunda tüketim
azalacak ve ardından üretim de azalacaktır. Çünkü üretmek için alınan (
tüketilen ) mallar azalacaktır. Eğer yatırım harcamaları azalırsa GSYİH da
azalacaktır ve bu durum ekonomide durgunluk yaratacaktır.

Bu verilerden yola çıkarak faizin enflasyonun bir sonucu,
ekonomik durgunluğun ise sebeplerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle
ekonomik durgunlukla mücadele etmek için faizlerin düşük olması , faizlerin
düşük olması için ise enflasyonun düşük olması gerekmektedir. Bu durum
geçtiğimiz yıllarda merkez bankası ve belirli kişiler tarafından yanlış
anlaşılmış ( nasıl olduğunu inanın aklım almıyor ) ve enflasyonu düşürmeden
faizlerin düşürülmesiyle Türk lirasının değerinin düşmesine ilerleyen aylarda
daha fazla faiz yükseltmek zorunda kalmasına ve sonrasında ekonomik felaketin
yaşanmasına yol açmıştır. Bu bilimden uzak ideolojik düşünce yüzünden ülke
ekonomisi şuan işin içinden çıkılmaz bir hale gelmiştir.

Naci Ağbal, göreve gelmesinden 3 ay sonra faiz yükselttiği
için belirli kesimlerin hedefi olmuş(şu anki merkez bankası başkanı) daha sonra
görevden alınarak yerine başkası getirilmiştir. Fakat görüyoruz ki şu anki
merkez bankası başkanı da enflasyon düşmeden faizi indirememiştir. Çünkü bilim
her zaman galip gelecektir.

                                                                                                           Bahadır Enes Şanlı

Bir Cevap Yazın

Beyaz Tulpar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin